Necdet Turhan spora 1994 Yılı'nda şeref öğrencisi statüsü
ile mezun olduğu Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde başladı.
Türkiye'yi yurt dışın da temsil eden ilk görme engelli
atlet olan Turhan 35 yaş üzerindeki sporcuları kapsayan
master kategorisinde spor yapıyor. ODTÜ Dağcılık ve Kış
Sporları Kolu onur üyesi olan milli sporcumuz Turhan'ın Spor
yaptığı alanlar atleti izm ve dağcılık. Gözleri hiç görmüy
or ve halen Türkiye'nin ilk vetek görme engelli dağcısı
vemaratoncusu. 2002 Yılı'nda katıldığı new York Maratonu'nda
Türkiye'yi yurt dışında temsil eden ilk görme engelli atlet
oldu.Necdet turhan'ı daha yakından tanımak amacıyla
soruyoruz:
Sayın Necdet Turhan, Türkiye'de dağcılık yapmakta olan görme
engelli bir sporcu olarak kendinizden kısaca bahseder
misiniz?
Ben dağcılık dışında atletizmle de ilgileniyorum ve var olan
realiteyiğ ifade etmek gerekirse: halen Türkiye'de maraton
koşan ve dağcılık yapan ilk ve tek görme engelli
konumundayım. Geçmişte dağa giden ya da götürülen görme
engelli arkadaşlar olmuş, örneğin Erciyes'e gitmişler. Fakat
sporcu değiller, bir heves olarak kalmış dağ ile olan
ilgileri. Alana dair herhangi bir eğitim ya da disiplinleri
olmamış. Benim durumum daha farklı. Elimden geldiğince gerek
atletizmde, gerekse dağcılıkta bir sporcu formasyonu ile
hareket etmeye çalışıyorum. Gerçi son süreçte dağlar biraz
geride kalırken atletizm bir parça öne çıktı. Fakat son
tahlilde her iki alanın da benim yaşam tarzım olduğunu
söylemeliyim. Doksanlı yıllarda ODTÜ'de öğrenciydim. Spor
öyküm orada başladı diyebilirim. Gerçek anlamda atletizm ve
dağcılık ile ODTÜ'de tanıştım. Benim spor ocağım ODTÜ. 1994
yılında Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nden şeref
öğrencisi statüsüyle mezun oldum. Değişik işlerde çalıştım.
Şu an ise Bursa Nilüfer Belediyesi Engelliler Danışma Masası
sorumlusuyum.
"Spor öyküm ODTÜ'de başladı diyebilirim" dediniz. Daha
öncesi de mi var? Örneğin dağcılık anlamında? Evet, dağlar
anlamında öyle. Dağcılık demiyorum dikkat ederseniz. Ben
sonradan görme engelli oldum, 23 yaşındaydım. Gördüğüm
yıllarda dağa gitmeye başladım. Örneğin Uludağ benim
meskenimdi. Uludağ'ın derelerinde alabalık avlardım. Bir tür
doğaya çıkıştı bu; özgün, bana özgü bir çıkış. Yıllarca
devam etti, fakat dağcılık değildi bizim anladığımız tarzda.
Dağlara, doğaya gönül veriş, bir motivasyondu o... Görme
engelli olduktan sonrada bu motivasyon yüreğimde kaldı ve
ODTÜ yıllarımda dağlara taşıdı beni. Üniversitenin Dağcılık
ve Kış Sporları Kolu'nda (ODTÜ-DKSK) buldum kendimi. Tabii
önceleri bazı sıkıntılar oldu, arkadaşlar için alışık
olmadıkları bir durumdu bu. Bir görme engelli gelmiş ve
dağlara gitmek istediğinden, Dağcılık ve Kış sporları
Kolu'na üye olmak istediğinden söz ediyor. Fakat dağlar
riskli. O riskler ile karşılarında duran körü bir araya
getirdiklerinde doğal olarak arkadaşlar kaygılanıyor,
kafaları karışıyordu. Bu anlamda ilk yıl yadırgandım,
etkinliklerin büyük bölümüne götürülmedim. Böyle olmasında
beni tanımıyor olmalarının payı büyüktü. Fakat inat ettim ve
ayrılmadım koldan. Atletizmle tanışmama vesile olan
antrenmanlara düzenli olarak geldim. Koşma tekniğim de yok o
zamanlar, bir arkadaşın kolundan tutup koşuyorum. Bazen
kolunu tutacak arkadaş bulamadığım oldu. Buna rağmen
yılmadım, kimseye de küsmedim. İlk yıl böyle antrenmanlarla
geçti. Bu arada beni tanıdılar, farklılığım ve motivasyonum
gözlem lenildi zannederim. İkinci yıl eğitimlerimi almaya
başladım. Sorunlar yine oldu; aşama, aşama çözdük hepsini...
Üç yıl boyunca faal üye olarak etkinliklerde yer aldığım
için Onur Üyeleri arasına seçildim ODTÜ Dağcılık ve Kış
Sporları Kolu'nun. Yani sonuçta yüreğimdeki motivasyon
kazanmıştı. Gördüğüm yıllardan beynimde, yüreğimde kalan
anılar kazanmıştı. Dağlara
tırmanmak sıradan insanlar için bile oldukça zor bir
aktivite. Görme engelli olmanın getirdiği ek zorluklar
tırmanışı daha da zor laştırıyor şüphesiz. Bu durumla nasıl
başa akıyorsunuz?
Doğal olarak zorluklarla tek başıma değil de ekip
kolektivitesi ile başa çıkmaya çalışıyoruz. Benimle birlikte
olanların sabırlı ve gönüllü olmaları gerekir. Aslında çok
yormam ve üzmem arkadaşları dağlarda. Fakat her şeye rağmen
dağlar riskli ve bu risklerin ortasında her ne kadar özgün
bir tekniği ve bazı yetenekleri olsada bir kör var. Sonra
uzun etkinliklerde durum daha da farklı, özellikle partnerim
açısından. Bir görme engelli ile aynı çadırı uzun süre
paylaşacak arkadaşın hadiseyi ve bu hadise karşısında
kendisini iyice tartması gerekir. Konu part nerliğe
gelmişken ODTÜ-DKSK antrenörü Nevzat Öntaş'a teşekkür etmek
isterim. 2000 ve 2002 yıllarında yaptığım her iki Ağrı
çıkışında partnerim olduğu ve kahrımı çektiği için...
Aslında teşekkür edilecek çok arkadaj var: Mete Hacaloğlu
gibi, Erdem Tuç ve Burçin Didinedin gibi, Murat Ozdemir
gibi. Hepsinin bana emeği var. Hepsi önümün açılmasın da
katkı koydular ve özverili davrandılar.
Tırmanma tekniğinizden bahsedebilir misiniz?
Temelde ya da olağan durumlarda kullandığım teknik iki baton
ve bir çandan oluşuyor. Deneme yanılma ile buldum bu
tekniği, öneren ya da şöyle yap diyen olmadı. Tesadüfen
İlgaz'daki bir etkinlik esnasında belir- ginleşti bu durum.
Kesin hatırlamıyorum, yıl 1992 veya 1993, ana kamp yerinde
kalmam kaydıyla götürülmüştüm İlgaz'a. Gıda Bölümü'nden bir
arkadaş vardı, Murat Ozdemir, onunla birlikteyiz... Kamp
attığımız düzlükte kar var. Murat bir filmde görmüş körlerin
ses ile yönlendirildiklerini. Bana önce uzun bir sopa bulup
verdi, baston ya da baton niyetine. Sonra benden uzaklaştı
ve seslendi. Sesine yürüdüm Murat'ın. Tekrar uzaklaştı ve
tekrar seslendi, yine yürüdüm daha doğrusu yürüyebildim
bağımsız olarak. Bu müthiş bir şeydi benim için. Sevincim,
mutluluğum anlatılır gibi değil. Sonra baktım Murat benim
yanımdan ayrılırken ayakları karda ses çıkartıyor, ayak
seslerini duyuyorum. Bunu söyledim ona, "Murat, sen benden
uzaklaşıp seslenme. Senin hemen ardından gelebilirim
herhalde, ayak seslerini duyuyorum senin." dedim. Öyle de
yaptık; o yürüdü, ben onun karda çıkan ayak seslerini
izledim. Ertesi gün kampı söktük, Kastamonu asfaltına
yöneldik. Ekip düzeni içinde yürüyen bir kör vardı artık,
arkadaşının kolunu tutmadan yürüyen. Bir kör... ODTÜ 6.
Yurtta kalıyorum o dönem. Yurttaki odamda değerlendirdim
olup biteni. Hep yapardım bunu, her etkinlik dönüşünde
kabartma yazı ile. Kendim için hazırladığım teknik
raporlardı bunlar. Yine yazdım kabartma yazıyla, nasıl
yürüdüm? nasıl oldu? gibi. Şu an kesin hatırlamıyorum
yazarken veya yazdığım notları daha sonra okurken beni
sürekli yönlendirebilecek sesin bir çan olabileceğini, sopa
yerine de baton kullanabileceğimi düşündüm. Daha sonra
katıldığım Beydağları etkinliğinde her şey yerli yerine
oturdu. İki baton ve bir çan ile aştım Beydağları'nı,
Tahtalı'da zirve yaptım. Kesme Boğazı'ndan Kındı! Çeşme'ye
indik Antalya-Elmalı çıkışından bir hafta sonra. Ardından
ikinci ve üçüncü Beydağları geçişim oldu sonraki yıllarda,
kendime daha hakim ve daha deneyimliydim bu geçişlerde.
Uyguladığınız belli bir antrenman programı var mı?
Düzenli koşuyorum. Koşularımda hedefim uzun mesafe
yarışlarına kendimi hazırlayabilmek. Şu an bire bir benimle
ilgilenen bir atletizm antrönörüm yok. Uzun mesafe
koşucularının dikkat etmesi gereken antrenman kurallarına
uymaya gayret ediyoruz. Bir koşu partnerim var, Harun
Karaağaç. O da benim gibi Master sporcu. İhtiyar
delikanlılarız yani biz, üç yıl sonra yarım asırlık
olacağız. 2000 yılından bu yana elden geldiğince istikrarlı
bir tarzda yarışlara gidiyorum. Üç yurt dışı maraton
deneyimim oldu, 2002 New York, 2005 Atina Maratonları ve bu
yıl 17 Nisan Günü Japonya'da koştuğum Kasumigaura Körler
Maratonu... Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu'nun
yurt dışına gönderdiği ilk görme engelli atlet ben oldum.
Yine Atina Maratonu'nu koşan ilk görme engelli Türk atlet
olduğum gibi. İşin gerçeği her iki alana da, yani atletizm
ve dağcılığa, Türkiye'de soyunan ilk görme engelli sporcu
olduğum için nereye gittiysem, ne yaptıysam hep ilk oldu.
Örneğin Avrasya Maratonu'nun 15 km etabına ilk katılan kör
atlet oldum. Geçtiğimiz yıl, yani 2005 Yılı'nda beşinci kez
koştum Avrasya'yı. Yine yanlış anımsamıyorsam dört de yarı
maratonum var katıldığım. Hiç görmediğim için yarış ve
antrenmanlarda kısa bir ip koordinasyonuyla koşuyorum. İpin
bir ucu yanımdaki sporcuda diğer ucu da benim elimde oluyor.
Atletizm doğal olarak dağ performansımı da destekliyor. Bir
ara Bursa-Narlıdere de kaya çalışırdım. Lider çıkış
yapamıyorum. Denemedimde zaten. Emniyeti öncesinde alınmış
çıkışlar tam bana göre.
2002 yazında gerçekleştirdiğiniz firmanı; ile ülkemizin en
yüksek dağı olan Ağrı Dağı'na tırmanan ilk görme engelli
sporcumuz oldunuz. Bu tırmanışlar hakkında bilgi verir
misiniz?
2002 Temmuz ayında yaptığım ve zirve ile sonuçlanan o çıkış
benim ikin ci Ağrı deneyimim oldu. İlk kez 2000 yılında
gittim Ağrı Dağı'na. 4500 m. kadar yükseldim. O etkinlik
benim için düşünülmemiş, genel nitelikteydi. Sofya
Üniversitesi'nden misafir dağcılar vardı. İşin en kritik
yanı buzul eğitimim yoktu. Gerçi 2002 yılında yaptığımız
çıkış esnasında doğa gezi leri dışında hiç dağ deneyimi ve
eğitimi olmayan, bir büroda kendilerine teorik olarak kazma
ve krampondan söz edilmiş insanların zirveye
götürüldüklerini gördüm. Organizasyonun başında da ismi
dağcılık kamuoyunda bilinen bir arkada; vardı. Tabii bu hoş
bir durum değil. Benim 2000 yılında Ağrı'ya gitmem sonrası
için çok yararlı oldu. Dağı iyice anlattırdım arkadaşlara,
adeta kafama yazdım. Zihin fotoğraflarımı oluşturdum
beynimde Ağrı'ya dair. Ağrı'da ikinci kamp yeri 4200'e kadar
pek sorun yok eğer yaz çıkışı yapıyorsanız. Problem olarak
iş dönüp dolaşıp ikinci kamp yerinden sonrasına ve Buzul'a
geliyordu benim için... Önce buzul ile tanışmam gerektiğini
biliyordum. Kaçkar'a gitim Bursa Uludağ Üniversitesi'nden
arkadaşlarla.Yarım yamalak bir çalışma oldu benim için
Kaçkar Buzulu, fakat yine de yararlıydı. En azından kısa
kazma ile bu işin olmayacağını gördüm. Elimdeki kazma uzun
olmalı, aynı zamanda baton işlevini de görmeliydi. Gerçi
Ağrı zirve tırmanışım esnasında uzun bir kazma kullanmama
gerek kalmadı buzulu geçerken. Kar vardı, arkadaşlar ile ip
birliği içinde kolaylıkla geçtim riskli olan buzul
başlangıcını. Temmuz'da gittik Ağrı'ya. Buna rağmen 4200
metre den başlıyordu kar. Çadırların hemen üstünde krampon
taktık ve ip birliği içine aldılar beni. En büyük sıkıntı
yükseldikçe artan rüzgardı. Öyle-ki bir yerden sonra çan
sesini duyamaz oldum. Bir süre sonra birbirim izin sesini
de eğer yan yana değilsek ve birbirimizin kulaklarına bağır-mıyorsak
duyamaz hale geldik. Rüzgarın iyice arttırdığı soğuk da işin
cabası. Hiç hesapta olmayan, o ana değin hiç düşünmediğim
bir olanak doğdu yürüyebilmem için o an. Önümdeki arkadaşa
beni bağlayan ipi takip etmeye başladım. Yani önümdeki çanı
duyamıyor, fakat Bora Balya ile aramızdaki ipin
yönlendirmesiyle yürüyebiliyordum. Sonuçta o çetin koşullara
rağmen zirveye ulaştık. Ben dağcılığın ne demek olduğunu o
etkinlik esnasında anladım. Benim bir görme engelli olarak
karşılaştığım en zorlu dağ ortamıydı. Örneğin kendimce
idmanlıydım, hazırlık olsun diye neredeyse bir yaz koştum
Bursa Atatürk Stadyumu'nda. Ama yetmedi, sık sık tükendim,
sık sık mola istedim. Özellikle 5000 sonrasında. Her molada
da kendimi telkin ettim, diren mek ve başarmak için. Sporcu
olmanın ne anlama geldiğini net olarak kafama yazdım Ağrı
zirve tırmanışım esnasında... Tırmanışta bana destek olan
ORDOS ekibine, Hakan Kocakulak, Bora Balya, Serkan Girgin,
Nevzat Öntaş ve Tuncay Canpolafa teşekkür ederim.
Ağn tırmanışınız dışında daha önce gerçekleştirdiğiniz başka
ilkler oldu mu?
Daha önce de belirttiğim gibi, bir sporcu formasyonu ile
dağcılık ve atletizmi ülkemizde ilk deneyen görme engelli
ben oldum. Bu yüzden her iki alanda yaptıklarım doğal olarak
ilk oluyor, bilinse de, bilinmese de bu böyle. Örneğin 2000
yılı Avrasya Maratonu'nun 15 km olan etabı var, New York ve
Atina Maratonları var, Japonya'daki maraton var...
Türkiye'de katıldığım diğer yarışlar ve tırmandığım diğer
dağlar var.. Alanya Yan Maratonu var, Tarsus Yarı Maratonu
var. Düşündükçe listeyi daha da uzatmak mümkün. Mesela
dağlardan düşünürsek Ağrı, Erciyes, Beydağları, Uludağ,
Kaletepe var. Umarım yakında da Süphan olacak.
Maraton koşuculuğu gerçekten oldukça zor ve yoğun hazırlık
gerektiren bir spor dalı. Koşu öncesi hazırlık sürecinizi
anlatır mısınız?
Evet, maraton koşmak zor. Aslında koşmak değil de
hazırlanmak zor. Ben hep söylerim, atletizm dağcılığa
kıyasla daha yoğun emek gerek tiriyor. Düzenli, fazlaca ara
vermeksizin çalışmanız şart. Bedeninize sürekli yatırım
yapmalı, onu koşacağınız yarış öncesinde fit konumda
tutmalısınız. Bir de benim gibi görme sorununuz varsa,
körseniz yani