Engellilik; herhangi bir uzvumuzun kısmen veya tamamen işlevinin kaybetmesinin
olayıdır. Bu bazen çok nadir olsada birden fazla olup çift
engelli olabiliyor. Engellilik, iş kazaları, trafik kazaları, akraba evliliği,
savaş, deprem gibi doğal afetlerden ortaya çıkmaktadır. Bütün bu saydıklarımız
toplumun eğitim ve kültür sevisiyle direk ilgilidir.
Birleşmiş Milletler ölçeğinde gibi gelişmiş ülkelerde %5 , az gelişmiş
ülkelerde %10, gelişmemiş ülkelerde %15 dir.
Yani oranlar,engellilerinin yaşama hakları gelişmişlik ile direk ilgilidir. Engelli olan
bireylere göre eğitim, istihdam, şehirlerin mimarisi özel uygulamalar
gereksinimi duymaktadır. Bu bir lütuf değil, devletin, ülkeyi yönetenlerin,
yerel yöneticilerin, herhangi bir birimi yönetenler için görevdir.
Çünkü engellilik, engellinin kendi tercihi değildir.
Engellilerin, yaşam vefalılığı için şehirlerimizin, binalarımızın, hatta
sosyal ve kültürel hizmet veren binalarda, engellilere göre dizayn ve
tasarımı yapılması şarttır. Bu bağlamda çevremize şöyle bir baktığımızda biz bunun "neresindeyiz" diye kendi
kendimize soru sorma ihtiyacıhissediyoruz. Bu sorunun yanıtı son 5-10 yıldan bu yana çok acımasız
olmasa da iyi bir noktada olamadığımız apaçık ortadadır. İkinci sayıdaki bu konuya yer vermenin nedeni
derginizin sahibi ve Yazı İşleri Müdürü ve aynı zamanda eşim Ufuk Bey'le bir seyahatten dönerken dinlenme tesislerinde gördüğüm olumlu manzaradır. Orada binaya girerken özel
yapılmış bir rampa ve bindinde engelli WC beni çok etkilemiştir.
Güzellikleri de ortaya koymayı görev bildim.
Yaya kaldırımların darlığı; birde üstüne üstün yaya kaldırım
üzerinde, TEDAŞ'a, Telekom'a veya diğer kurumlara ait direk veya benzeri
şeyler hatta, adam boyunda koca koca reklam bilboardları, beton
mantarlar, ticarethanelerin önlerine konan mallar bırakın engelliyi, engelli
olmayanları dahil adeta yürüyemez hale getiriyor. Yaya
kaldırımlarının başlarındaki rampaların standart dışı, laf olsun torba
dolsun diye yapılmış. Görme engellilerin trafik lambalarındaki sesli
uyarıcı standardı çok uzağında.
Resmi binaların; örneğin. Tiyatro ,sine-ma, ve kültür binalarımız adeta
engelliye kapalı. En azından süper ve
mega marketlerde engellinin alışverişini
rahat yapabilmesi için gereksim duyalan bulunan hiçbir şey hemen hemen yok
gibi. Konutlarda, asansör.ler çoğunlukla 8-10 basamaktan sonra ki bölüme koymuşlar. Hala 5.
katta asansör zorunluluğu yasal olmasına rağmen olduğu halde uygulanılmıyor.
Yani siz engellisiniz sadece zemin katta oturma gibi şansınız
var. Yaya kaldırımdaki beton mantarlar her gün bir görme engelliğinin düşmesine
neden olmakta. Ayni işi yapacak başka bir yöntemden adeta kaçılmaktadır.
Açılan çukurların kapatılmaması, veya çevresine uyarı levhasının koymamasının, engelliler için şehir hayatınız zorlaştırmaktadır.
Yani toplumumuzun %10 unu teşkil eden "sokakta ne işi var" veya"evinde
otursun" anlayışıyla yok saymaktadır. Hamasi nutuklar,
geçiştirici tavırlar, acınma, engelliye
yaklaşma yöntemi olarak sayılmak
Birinci sayıda ki köşemde yer verdiğim engelli otopark zorunu
dergimizde yayınlandıktan sonra oldukça ses getirmiş ve eskisine göre
daha düzgün kullanılma açılarak Emniyet Müdürlüğü, Trafik Şb.
Tarafından daha fazla hassasiyetle takibe alınmıştır. Dileğimiz
Engellektüel bir önemli zorunu daha mercek altına alarak yayıncılıkta
toplumsal görevini yerine getirmeye çalışmıştır. Gelecek sayımızda buluşmak dileği ile?
Cemile Gürbüz